Skip to content
Tarihçemiz PDF Yazdır E-posta

İstanbul 24 Kasım 2004

SULTANAHMET TİCARET LİSELİ

OLMAK BÜYÜK AYRICALIK;

Okulumuzun tarihçesinden de anlaşılacağı üzere Türkiye’nin ilk Ticaret Lisesi olan Sultanahmet Ticaret Lisesinde okumuş olmak büyük bir ayrıcalıktır. Her biri kendi konusunda  uzman olmuş, geçen yıllar sonunda profesör ünvanına kavuşmuş bulunan eğitim gönüllülerinden feyz almak çok büyük bir şans ve onurdur.

Bu şansı tatmış bir kimse olarak rahmetli dayımın büyük israrları ve baskısı ile 1945 yılında bu okulla tanıştım. Ben esasında aynı mahalde bulunan Sanat Mektebine kaydolarak iyi bir zanaatçı olmak arzusunda idim.

Daha ortaokulun birinci sınıfında hepsi birbirinden çok önemli 19 meslek ders müfredatı ile karşılaştım. Hatta Fransızca dersine (Beni bakma kitabına bak) Türkçe sözünden başka bir şey konuşmayan Fransız bir madamdan ders alıyorduk.

Okulumuzda sabahtan öğleye kadar bir ilk okul ders yapıyordu. Öğlenden sonraları da bizler derse giriyorduk.Okulumuzda kız ve erkek öğrencilerin bulunduğu karma bir lise idi. (bu nedenle kız arkadaşlarımızın bizler nezdinde hala büyük ayrıcalıkları vardır.)

Okula ve derslere intibak etmek için çabalarken birinci devre karne notu gelip çatmıştı. Dağıtılan karnemi elime aldığımda üç kırık not ile tanışmıştım. Eve gelip karnemi büyüklerime arz ettiğim anda başta dayım olmak üzere tüm aile büyüklerinden çok ağır sözler işittim. Okumayı çok istediğimden kırık notları düzelteceğime söz vererek yumuşak bir ortamı sağladım. Gel gör ki bütün çabalarıma rağmen ikinci devre karnemi aldığımda herkesin kırık notları düzelirken benimki üçten altı kırığa çıkmıştı. İlk karnede aldığım tepkiyi düşünerek bu karneyi eve nasıl götüreceğimi düşünmeye başladım. Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum taşıyordu. Bu düşünceler içinde kandimi bir anda Sarayburnu’ndaki Gülhane parkının deniz kıyısında buldum. Nerede yanlışlık yapıyordum bilmiyordum, derslere gücüm mü yetmiyordu? yoksa ben gerği kadar çalışmıyormuydum. Hiçte arzu etmememe rağmen okul hayatımın sonu mu gelmişti.

Bu karmaşık düşünceler içinde akşam üstü eve gelip karnemi bir köşeye bıraktım.Karneyi gören ev halkı sanki bu sonucu bekliyormuşcasına  hiçbir şey söylemeden bu iş buraya kadar sözleri ile gülerek karnemi aldıkları yere koyuyorlardı.

Bu hareket tarzı ilk karne karşısında gösterdikleri tavırlara göre bana daha ağır gelmişti. Bir köşede hem ağlıyor, hem de bu işten nasıl sıyrılacağımı düşünüyordum.Yoksa tahsil hayatım buradabaşlarken sona mı erecekti.

Çocukluk yaşantımı bir kenara bırakıp gece gündüz demeden çalışıyor, öğretmenlerimden derse kaldırmaları konusunda adeta yalvarıyordum. Zaman geçmek bilmiyordu, günler birbirini kovaladı nihayet yıl sonu karne alma zamanı gelmişti. Kendimce bu işi bir iki dersten ikmale kalarak kurtaracağım kanaatinde idim. Karnemi elime aldığımda gördüm ki bir dersten öğretmenler kurulu kararı olmak üzere bir üst sınıfa doğrudan doğruya geçmiştim.

Bu sevinç içinde karnemi gururla eve götürüp herhalde artık bir hediyeyi hak edeceğimi düşünmüştüm. Durum hiçte hayal ettiğim şekilde gelişmedi üstelik bir hafta sonra evimizin semtinde bulunan bir döküm atölyesine çırak olarak verilmiştim. O günlerde bu olay bana verilen bir ceza gibi gelse de olgunlaşma yıllarında bunun bana verilen ilk hayat dersi olduğunu anladım.

Okulun birinci senesinde yaşadığım bu durum bana iyi bir ders olmuş olacak ki diğer takip eden yıllarda lise son sınıfta başıma gelen bir olaya kadar sınıflarımı hep geçtim.

Hadise şöyle gelişmişti. Dersimiz tarih idi, öğretmenimiz lakabı belgeci Ziya diye anılan Ziya Cenkoğlu idi. Bu şahıs herhangi bir talebeye taktı mı muhakkak belge aldırıncaya kadar uğraşırmış. Hocanın ders esnasında sarf etmiş olduğu bir sözü bana hitaben söylememsine rağmen rahatsız olarak sözü protesto etmek amacı ile sınıfı terk ederek okul müdürümüz rahmetli Adil Erdener’in yanına giderek olayı anlattım. Nitekim yıl sonunda bir tarih dersinde ikmale kalmıştım. Hocamın söylediğine göre ağzımla kuş tutsam bu okuldan mezun olmam mümkün değildi. Bütün bir yaz tatili müdür beyin nezaretinde okulda bir sınıfa kapanıp tarih kitabını ezberlemeye koyuldum.

Bu arada olayı yakınen bilen müdürümüz bana o sırada yeni açılmış bulunan Edirne Ticaret Lisesi müdürünün tanıdığı olduğunu kaydımı oraya naklederek mezun olmamı tavsiye ediyordu. Bende kafama koymuştum altı yıl emek verdiğim bu okuldan ya mezun olacaktım, yada belge alıp son sınıftan ayrılarak tahsil hayatıma son verecektim.

Eylül ayı imtihan günü gelip çatmıştı. Sıram yaklaştıkca imtihan odasına nasıl gireceğimi düşünüyordum. Yaz boyunca tarih kitabını adeta satır satır ezberlemiştim ama buna rağmen yine de korkuyordum.

O anda aklıma bir fikir geldi hemen okulun karşısındaki bakkala gidip telefon açtım. Çıkan kişiye Ziya öğretmenin evinden telefon ettiğimi hastası bulunduğunu acil olarak telefona çağrılmasını rica ederek telefonu kapatıp koşa koşa okula döndüm. İmtihan odasından Ziya öğretmenin acele ile çıktığını gördüğümde kendimi hemen imtihan odasına attım.Tombaladan çektiğim numaralara göre sorulan suallere gözümü kapatıp ezbere olarak satır satır cevap veriyordum. Son suale cevabım bittiği anda Ziya öğretmen sınıfa geri gelmişti. Mümeyyizler çıkabilirsin oğlum dediklerinde Ziya öğretmen müdahale ederek nereye gidiyor daha soru sormadım dedi. Mümeyyizlerde soruyu sorduklarını cevabını aldıklarını belirttiler bu konuşmalar esnasında mümeyyizlerin benim yanımda olacağını düşünerek bu kadar yıl bana emek vermiş bir hocamın bir soru hakkı olmalı dedim. Ortalık yatışmıştı ama hoca bana kitabın en zor yerinden bir soru sordu. Gözlerimi kapatıp satır başını hatırlayarak cevap verdim. Ama tatmin olmamıştı bir soru, bir soru daha birbirini kovaladı. Bu sırada şans yüzüme gülmüştü aynı anda müdür bey sınıfa girdi hocanın sorduğu son sualede cevap verirken çık dışarıya oğlum on numara aldın dedi ve Ziya hocaya dönerek bu konu burada kapansın dedi.

Bilahare bende her Ticaret Liseli gibi Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebinde tahsilimi tamamladım.

Yıllar yıllar sonra kadere bakın ki Ziya öğretmen ile Esentepe deki gazeteciler evlerinde ev sahibi kiracı olarak tekrar bir arada bulunduk. Vefatında da cenazesinde yine ben vardım.

Tahmin ederim ki bu camiada okumuş tüm arkadaşlarımızın iyi ve kötü anıları mevcuttur. Kendilerinden ricam bu anılarını internet sitesine aktarmalarıdır. Tarihi çok eskilere dayanan bu okulda okumak ve oradan mezun olmak hakikaten büyük ayrıcalıktır. Yeni neslin bu okula sahip çıkmasını, ilerleyen yıllarda kendi anılarını da bu anılara katmalarını temenni ediyorum.

Bugün 24 Kasım 2004 öğretmenler gününde bu yazıyı yazmış bulunuyorum. Eğitime gönül vermiş tüm öğretmenlerin bu kutsal ve anlamlı günlerini en iyi dileklerimle kutluyorum. Bizleri bugünlere getirmiş öğretmenlerimizden aramızdan ayrılmış olanlarını rahmetle, hayatta olanlara sağlık ve uzun ömürler dileyerek ellerinden öpüyorum.

En derin saygı ve selamlarımla.

Hoşca ve sağlıkla kalın

1950 yılı mezunu

AVNİ KARAŞIKLI

HİÇ

ŞÜPHENİZ

OLMASIN SAKIN

DÜNYADA ESKİMEYEN ŞEYLER HEP OLACAK

KAR YAĞACAK, BAHAR GELECEK, ÇİÇEKLER AÇACAK

BİZLER ESKİYECEĞİZ, SEVGİLERİMİZ HEP TAPTAZE KALACAK

 

ATATÜRK KÖŞESİ


FOTOĞRAF GALERİSİ


MEZUNLARIMIZ


PRATİK BİLGİLER